Doğa, Bize Liderliği Yeniden Öğretiyor - Betül Kara
Doğanın şimdi tam kucağındayız. Yemyeşil ağaçlar göğü saklamış, sadece kuş sesleri ve yaprak hışırtısı var. Öyle büyüleyici ki. Gece olunca da ateş böceklerinin beyaz ışıkları sanki yıldız yağmuru gibi tek tek yer yüzüne doğru düşüyor. Tıpkı masallardaki gibi.
Doğadaki her canlı birbiriyle müthiş bir denge ve uyum içinde. İnanılmaz! Koca ağacın üzerinde yetişen bir sarmaşık ona bağlı olarak yaşamını sürdürüyor. Ya da kuşlarla maymunlar arasındaki iletişime ne demeli? Maymunlar daldan dala zıpladıkça böcekler ortaya çıkıyor, kuşlar bunları yiyerek besleniyor. Öte yandan çıkardıkları kocaman seslerle maymunları daha büyük kuşların tehlikesinden koruyorlar. Tam bir iş birliği örneği.
Doğada yardımlaşma ve sessizce yapılan anlaşmalar var. Çiftçi karıncaları hiç duydunuz mu? Büyük bir ciddiyetle, tek sıra halinde ağaçlardaki yeşil yaprakları keserek yuvalarına taşıyorlar. Bu yaprakları yemiyorlar. Bunun yerine çiğneyip özel bir hamur haline getiriyorlar. Belli bir ısı derecesine ulaşınca mantar üremesine neden oluyor. Karıncalar ve yetiştirdikleri mantar, birbirleri olmadan hayatta kalamazlar. Karınca mantara besin ve koruma sağlarken, mantar da karıncaya sindirilmesi zor olan yapraklardan elde edemeyeceği besinleri sağlar.
Çiftçi karıncaların yaşam tarzı insanoğluna organizasyon, dayanışma gibi konularda dersler verecek nitelikte. Kendi aralarında büyük bir iş bölümü ve sorumluluk paylaşımı söz konusu. Her bir karıncanın farklı bir görevi var. Aralarında müthiş bir disiplin ve koordinasyon ile çalışıyorlar. Büyük hedefleri hayatta kalmak ve bunun için yine doğadan ve birbirlerinden güç alıyorlar.
Liderlik, takım çalışması, iş birliği, ortak hedef, ortak değerler gibi iş dünyasının bazen kaybolduğu birçok alanda doğadan ilham alabiliriz. Örneğin bir lider sadece kendi hedefleri için değil takımın iyiliği, gelişmesi ve güvenliği için gereken aksiyonları alıyor mu? Kuşlar sadece beslenmekle kalmıyor, çıkardıkları seslerle diğerlerini tehlikeye karşı uyarıyor aynı zamanda.
Bir sarmaşık bir ağaca tutunarak yaşamda kalıyor. Bazen bizlerin de iş hayatında destek veren mentorlara, koçlara ihtiyacımız var. Kendimizi güvende hissettiğimiz, gerektiğinde destek alabileceğimizi bildiğimiz kurumlar, bizim kendimizi ait hissettiğimiz yerler oluyor.
Doğadan her şey uyum içinde, yazılı bir kural yok, sessiz anlaşmalar var. Ama herkes kendi rolünün çok iyi farkında ve bunu tam olarak yerine getiriyor. Kurumlarımızın içinde buna benzer yazılı olmayan ama çalışma kültürümüzün içinde saklı neler var acaba?
İş hayatında yaşadığımız gerginliklerin altında çoğu kez yanlış anlaşılmalar, hırs ya da iğneleyici sözler yatar. Halbuki biraz geri çekilsek, doğadaki gücü yanımızda hissedebileceğimiz ortamları kendimiz ve ekibimiz için sunabilsek, biraz olsun sinirlerimizi yatıştırsak acaba dönüşte daha verimli ve daha sağlıklı kararlar alabilir miyiz?
En iyi performansı göstermek için karıncalar gibi çalışırken, kuş seslerine ve doğanın iyileştirici etkisine de ihtiyacımız var. İş-yaşam dengesi sadece bir lüks değil, uzun vadeli sürdürülebilir başarı için zorunlu bir doğal anlaşmadır aynı zamanda. Bunu talep eden çalışanlarımızı “yeni nesil işte” diye yaftalamak yerine onları anlamaya çalışmanın zamanı gelmiştir belki.
Artık başarı dediğimiz kavram rekabet, hırs veya yok edici enerjiden değil tam tersine rekaberlikten ve stratejik ortaklıklardan besleniyor.
İnsanoğlu doğanın bir parçası her ne kadar bunu unutmuş olsa da…Yine doğadan ilham alsak kendi kurumlarımız içinde ego-sistem yerine eko-sistemler yaratsak hayatımızda neler farklı olurdu acaba?