Fırtınada Güvenmek - Betül Kara
Hikâye bu ya. Soğuk bir gün yolun kenarında nerdeyse donmak üzere olan bir kuşun üzerine bir inek gelir ve pisler. Kuş önce çok şikâyet eder ama bakar ki, bu sayede donmaktan kurtulur. Biraz sonra bir kedi yaklaşır, üzerindeki pislikleri yalar, onu bir güzel temizler. Önce kuş sevinir ama sonra kedi kuşu yer.
Hayatta aslında hiçbir şey, her zaman göründüğü gibi değildir. Bireysel dayanıklılığın önemli olduğu zor günlerden geçiyoruz. Birbirimize ve bulunduğumuz ortama her zamankinden daha fazla güvenmeye ihtiyacımız var. Bu hikâye özellikle iş yerinde psikolojik güvenliğin ne kadar önemli olduğunu bize yeniden hatırlatıyor.
Peki bu nasıl mümkün? Cevap aslında içinde gizli. Gerçek duygu ve düşüncelerini maskesiz paylaşan insanlar birbirleri için art niyet taşımazlar. Olan neyse olduğu gibi konuşmayı seçerler. Böyle bir ortamda kimse “kendi gibi olmanın” zararını yaşamaz. Ya da fikrini paylaştığı için kimse onunla alay etmez, kınamaz.
İnsanın aklına bunu nasıl inşa edebiliriz sorusu geliyor otomatik olarak. Güven ortamının yaratılmasında lider çok önemli bir role sahip. Her şey liderden ve onun çevresine verdiği mesajlardan başlıyor. Küçük adımlar yeterli bunun için. Örneğin bir hata yapıldığında nasıl karşılanıyor? Lider, kişileri mi suçluyor yoksa çözüm peşinde mi? “Biz bundan ne öğrendik?” kültürünü inşa etmeye çalışması psikolojik güvenliğin en büyük göstergelerinden biridir.
Psikolojik güven ortamının sadece olumlu konuşmalardan ibaret olduğunu düşünebiliriz. Ama bu büyük bir yanılgı olur. Aslında değiştirilmesi veya düzeltilmesi gereken, konularla ilgili “birbirimizi yemeden” gerçeklerin dile getirilmesidir. Güven olduğunda bu kimsede rahatsızlık yaratmaz. Amaç suçlu aramak değildir en nihayetinde. Ya da bir soru sorulduğunda cevabını bilmiyorsak basitçe “bilmiyorum” diyebilmektir. “Mış gibi” yapma gereksinimi duymadan.
Güvende hisseden kişiler dış dünyayı pembe bir tabloya dönüştürmeden birbirlerine gerçekçi olarak tarif ederler. Lider, ekibindeki her bir kişiye yetkinliklerine göre bu ortama etki edecek şekilde sorumluluk ve yetki devreder. Ortamı ekibinin gelişimi yönünde dizayn eder.
Şu gerçek ki, zor dönemleri atlatmanın tek bir yolu vardır: birlikte yürümek. Bunun için de düştüğümüzde arkamızda ekibimizin olduğunu, ihtiyacımız olduğunda “bizi temizleyeceklerini” bilmek bize güven verir. Dayanıklılığımızı arttırır. Sonuçta bireysel olarak süper kahramanlar olmak zorunda değiliz ama ekip olarak birbirimize güvenip, birbirimizi önemsediğimizde, başarma gücümüz ve inancımız katlanarak artar.
Bugünlerde elime yeni aldığım “Picasso ve Aşçısı” isimli kitabı merakla okuyorum. Daha ilk paragrafta beni çarpan bir cümle ile karşılaştım. “L’eau trouble est le gain du pécheur sage”. Anlamı “Dalgalı sular akıllı balıkçının işine gelir.” Bir lider olarak kendimize ve ekibimize güvenip, onların güvende hissedeceği o ortamı bizzat yaratarak fırtınalı günlerden daha büyük kazançlarla çıkmak mümkün.
Tıpkı hikayedeki gibi hayatın bize sunduğu her zorluk bir ceza değil, her iyilik de bizim hayrımıza değil. Ancak maskelerimizi indirdiğimizde, birbirimize güvenerek gerçek niyetlerle baktığımızda sahte olanı ayırt edebilir, bu sayede başka problemlere dalmadan sadece fırtına ve dalgalarla mücadele edebiliriz. Fırtınanın sonunda ise bize kalan birlikte yazdığımız başarı hikayemiz olacaktır.
Peki, sert haberler aldığımız bu günlerde ekip içinde güven ortamı yaratmak ve/veya sürdürmek için sizin en çok neye ihtiyacınız var?