Rustik Pizza - Betül Kara

Sizin Çekmecenizde Hangi Gözlük Duruyor?

Kozak yaylasının asırlık fıstık çamlarıyla kaplı Bağyüzü Köyü’nün içinden geçiyoruz. Daracık sokakları, küçük küçük evleriyle güzel bir köy işte… Köyün içinde bir tabela dikkatimizi çekiyor. “Rustik Pizza” Duruyoruz. Şaşkınlık içindeyiz.

Emin olmak için bir köy sakinine soruyoruz. “Ben daha yemedim ama evet bir pizzacı var” cevabını alınca merakımız iyicene katlanıyor ve tabeladaki okları takip ediyoruz. 

Aslında bir ev avlusunun önündeyiz. Bahçesinden merdivenle terasa çıktığımızda odun ateşinde pişen pizzalarını iştahla yiyen iki genç kızla karşılaşıyoruz. Sonra bu sıcak atmosferin yaratıcısı aile ile tanışıyor ve hikayelerini dinliyoruz. Etkilenmemek mümkün değil. İki yıl önce metruk bir ortamı kendileri için hem bir yuvaya hem de ağızlara layık bir işletmeye dönüştürmeyi başarmışlar. 

Bu, tam anlamıyla bir ezber bozma hali. Hayali olan, buna cesaretle adım atan bir ailenin hikayesi. Hallerinden ve gidişattan da son derece memnunlar. Biz de karşılaştığımız bu manzara karşısında hem şaşkın hem keyifliyiz. 

Gelelim bize… Hayata nasıl bakıyoruz? Bazen deneyen, öğrenen, merak eden, hatalarından dersler çıkaran, renkli, canlı gözlüklerimizi takıyoruz. Bu gözlüğün adı “Gelişim Gözlüğü” olsun. O zaman her yer ve her iş parlıyor, sorunlar küçülüyor, etrafımıza ışık saçıyor, bahaneler bulmadan hayatla birlikte akmayı seçiyoruz. Başkalarının tavsiyelerini, deneyimlerini dinliyor ama son kararı yine de biz veriyoruz. Hata yapsak ya da başarısız olsak da kalkıp yeniden başlama cesareti gösteriyoruz. Hepsi kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? 

Peki konulara, insanlara, olaylara her zaman böyle rahat yaklaşmak mümkün mü? Olmadığını biliyorum. Bazen kaygılar, sorunlar hepimizi bir yerden ele geçiriyor. Zorluklar karşısında gardımız düşüyor. Eski deneyimler, öğrenilmiş çaresizlikler ele geçiriyor hayallerimizi. 

O zaman başka bir gözlük çekmeceden çıkıyor. Bunun ismi “Sabit Gözlük”. Bu kez kalın, sert kenarları olan ve çerçevesi hiç değişmeyen, sabit gözlükler duruyor iki gözümüzün önünde. Bunu takınca hayat daha da zorlaşıyor, korkularımız artıyor, “el alem ne der” diyen iç sesimizin sesi daha çok açılıyor. “Köyde pizzacının ne işi var? kim gelir ki buraya?” diyen dışardaki sabit ve yargılayan zihniyete yenik düşüyoruz. Hevesimiz, hayallerimiz kursağımızda kalıyor.

Carol Dweck “Mindset” isimli kitabında bize gelişim zihniyetini temsil eden altı göstergeden bahseder: Öğrenmeyi Öğrenmek, Deneme Cesareti, Henüzün Gücü, Geri Bildirimlerden Yararlanmak, Krizleri Fırsata Çevirmek ve İş Birliğine Odaklanmak. 

Rustik Pizza örneği köyde bir pizza dükkanının nasıl çalışacağını öğrenmek için mükemmel bir fırsat sunuyor. İçinde cesaret etmek ve denemek var. Eğer her şey kusursuz olsun diye bekleselerdi, bugün o terasta odun ateşinde pizza yiyen köyün genç kızları ve bu hikâyeden ilham alan bizler olmayacaktık. Çoğumuz başlamak için o “mükemmel anı” beklerken, deneme cesaretini kaçırmıyor muyuz? 

Cesaret, beklemek yerine belirsizliğe rağmen adım atabilmek ve yolda öğrenmektir. 

Konfor alanından çıkmakla kalmamışlar, metruk bir ortamı bir yaşam alanına ve üretim merkezine dönüştürmeyi başarmışlar. Şimdiye kadar geldikleri yerden, çabalarından, yaptıklarından ve yapabileceklerinden mutlu ve umutlular. Bu süreçte köy halkından destek almayı ve vermeyi bilmişler. Örneğin okulun mezuniyet töreni terasta yapılmış bile. 

Cesaret etmek farklı bakış açılarını, deneyimleri, yeni insanları, yeni bir ülke ya da yeni bir şehirde yaşama ihtimalini, yeni bir hobiyi, yeni bir işi, kısacası yeni ve anlamı olan her şeyi hayatımıza davet eder. Bize yeni yollar açar. O kadar çok seçenek var ki, hayatımızda biz neyi seçiyorsak onu yaşıyoruz. 

İnsanız biz. Bu iki gözlük de bizim çekmecemizde duruyor. Önemli olan hangi durumda hangisini daha çok tercih ettiğimiz. Yargılayan zihniyete düştüğümüzü ne kadar kısa zaman içinde fark ediyorsak o kadar şanslıyız. 

Peki, evde veya işinizde siz neleri erteliyor, hayatınızda neleri kaçırıyorsunuz acaba? Yılın yarısı sona ererken bu soruyla baş başa kalmaya ne dersiniz?