Seyahat: Özgürlüğün En Güzel Hali - Betül Kara

Seyahat, kendimi en özgür hissettiğim an.

İş için bile olsa, uçağa adım attığımda içimde tarif edemediğim bir sevinç ve coşku hissediyorum. Sanki tüm kalkanlarım iniyor ve ben yepyeni bir maceraya atılmaya hazırım.
 
Üniversiteden sonra ilaç endüstrisinde ürün müdürü olarak çalışmak istememin en büyük nedeni, bu heyecanı yaşamak ve seyahat etmekti. İlk yurtdışı seyahatim şirket çalışanlarıyla birlikte gittiğimiz Amsterdam şehriydi. İlk andan itibaren ünlü caddeleri, kanalları ve bisikletleriyle beni şaşırtan, yeni bir bakış açısına merhaba dediğim Avrupa’nın bu yaramaz ve özgür şehrini unutamam.
 
Benim için seyahatin değeri, gittiğim yerde özgür hissetmek, rahat olmak, yeni şeyler denemek ve keşfetmek. Her yeni kültürü, oradaki yaşamı merak ediyorum.

Tüm muhteşem hikayelerin iki şekilde başladığı söylenir: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir. Seyahat ederken sürekli bir yerler aramak, araştırmak, yeni yemekler denemek, yeni insanlarla tanışmak ve yeni şeyler deneyimlemek, aslında problem çözme becerimi inanılmaz derecede geliştiriyor.
 
Yapılan araştırmalar da seyahat etmenin beyinde yeni sinirsel ağların kurulmasını teşvik ettiğini gösteriyor. Bu açıdan bakınca seyahat, tam anlamıyla bir beyin jimnastiği. Gönüllü ve istekli olarak konfor alanından çıkmak için harika bir deneyim alanı üstelik.
 
Seyahat ederken cesaretim artıyor. Kendi şehrimdeki rutin ve alışkanlıkların dışına çıktığımda, asıl hikâye başlıyor. Özellikle seyahat sırasında kendimle baş başa kalma ve düşünme fırsatı bulmak, bu deneyimi çok daha anlamlı hale getiriyor. Hele de gitmeden önce bu yerle ilgili bir kitap okuma şansım olmuşsa, işte o zaman harika bir bağ kuruyorum. Kendimi oradaki yaşama daha yakın hissediyorum.
 
Bu geziler sırasında misafir olduğumuz şehrin, kasabanın veya küçük bir köyün hayatına tanıklık etmek, bir kafede oturup gelip geçenleri, giyim kuşamlarını, araçları, hayatın akışını izlemek çok keyifli benim için. Sabah işe veya okula gidenler, sabah sporunu yapanlar, bisiklete binen, çocuğunu okula bırakan ebeveynler… Her biri o şehirdeki yaşam ve kültür ile ilgili o kadar çok izler taşır ki…
 
Sadece belli başlı turistik yerleri ziyaret etmek yerine, bir yerde daha uzun süre kalarak o bölgenin gerçek ritmini deneyimlemek bir çeşit “yavaş ve sakin” yaşamın da simgesi bence. Oradan oraya koşturmak yerine yerlisi gibi şehri yaşamayı seçmek bu modern dünyanın hızlı temposuna karşı bir duruş sanki. Hiç değilse tatilimizde özgürce durmayı seçelim.
  
Kendimizi tanımanın en iyi yollarından biridir seyahat etmek. Marcel Proust "Asıl keşif yolculuğu, yeni manzaralar aramakla değil, yeni gözlere sahip olmakla ilgilidir." der. Proust, seyahatin dışsal bir eylemden ziyade içsel bir dönüşüm olduğunu söyler. Ben de böyle hissediyorum.

Her bir seyahat kendimi tanıma yolculuğumun rotası aynı zamanda. İster yalnız istersen bir grubun içinde fark etmez. Dönüşte, aynı kişi değilsiniz artık! Yeter ki bunun farkına varmak için kendimizle bağlantıda olalım. Nasıl mı? Kendimize sorular sorarak. Duygumuzu, içerdeki etkisini anlamaya yönelik sorular.
 
Şarkıdaki gibi bir yaz daha bitiyor. Gökyüzü bulutlandı. Artık ofislerimize, çalışma alanlarımıza geri dönüyoruz. Siz, seyahatlerinizde kendinizle ilgili en çok neyi keşfettiniz?