Zeytin Ağacı - Betül Kara
Zeytin ağacı…Yüzyıllardır Akdeniz coğrafyasının incisi, barışın, bolluğun ve bilgeliğin sembolü. Yaşlanmaz, ölmez, pes etmez. O güzel rengiyle alır beni benden…
Meyvesiyle, mis kokulu yağıyla sofralara lezzet, sağlık katar. Her dinde, her kültürde tarih boyunca ayrı bir yeri ve anlamı vardır. Şifa doludur. Okuduğumda şaşırmıştım. Zeytinin tarihi, Anadolu’da M.Ö. 6000’li yıllara dek uzanıyor. Öyle şanslıyız ki, ülkemizin her bölgesinde çeşit çeşit zeytin yetişiyor.
Son yıllarda aramızda farklı bir bağ var. Büyüdüğüne tanık olduğum, meyvesini topladığım, gölgesinde oturduğum, konuştuğum, anlattığım, derdimi paylaştığım, yaslandığım zeytin ağacına sevdalandım ben. Geçen yaz sıcakta beni öyle güzel korudu ki, resmen sığındım altına.
Zeytin ağacı sadece meyve vermiyor. Bence pek çok açıdan hepimize ilham kaynağı aynı zamanda. Anadolu’da zeytinin diğer adı “ölmez ağaç”. İsmini hak ediyor gerçekten.
Zeytinin Hayat Döngüsü
Aslında zeytinin hayatı insan hayatı gibi. Zeytin ağacının doğuşu, minik bir filizle başlar. Çiftçiler çekirdekten fidan yetiştirip dikiyorlar. Böylece küçük bir fidan hayata tutunuyor.
Doğada kendiliğinden yetişen “delice” denilen yabani zeytinler farklı. Onlar dökülen çekirdeklerin tutunmasıyla çoğalıyor. İçinde kocaman bir potansiyel var ama önce göstermiyor. Eğer sen ona yaklaşır, kendini kabul ettirir, aşılarsan ve de aşı tutarsa, o zaman içindeki cevher açığa çıkıyor. Delice ağaçların meyvesi de yağı da çok kıymetli. Zeytinin anası, atası işte bu deliceler.
Dikilen fidanlar için ilk yıllar çok önemli. Köklerini salar, dallarını uzatır ve yapraklarını açar. Bu dönemde, zeytin ağacı hassastır. Kuraklık, soğuk, hastalık gibi olumsuz koşullar, fidanın hayatta kalmasını tehdit edebilir. Ancak, zeytin ağacı pes etmez. Bir tek susuzluğa karşı zayıftır, yapraklarından hemen anlarsınız. Yeterince su verilmezse döker yapraklarını.
Yerini severse güçlenir, gövdesinin kalınlaşmasından anlaşılır bu zaten. Kökleri sağlamlaşır. Bu yüzden başına ne gelse zeytin yaşar. Soğuktan donsa, hastalık yaşasa da kökü öyle sağlamdır ki, ağaç yeniler kendini. Yansa bile bahar geldiğinde yeni sürgünler verir. Öldüm bittim demez. Hayatta kalmak için mücadele eder.
Büyüme ve Olgunlaşma
Büyümeye yüz tutan zeytin boyuna posuna bakmaz, meyve verir. Hem de nasıl güzel! Sanki onu diken, büyüten sahibine teşekkür eder gibi. Bu yıl bahçede en güzel, en büyük taneler, en genç fidanlardan geldi.
Büyüme ve olgunlaşma döneminde zeytin köklerini iyicene salar, sıkı sıkıya bağlanır toprağa. Gövdesi kendini iyiden iyiye belli eder. Bu dönemde zeytin artık bir üreticidir. Meyvelerini cömertçe sunar.
Zeytin “değişimin” simgesidir. Bir yıl içinde neler yaşar neler…Tıpkı bir destan. Artun Ünsal’ın “Ölmez Ağacın Peşinde” isimli kitabı bu konuda çok öğretici ve okuması çok keyifli.
Hasat Zamanı
Ekimden başlayarak şubata kadar hasat zamanıdır. Doğum gerçekleşmiştir artık. Sonbahar ve kış başı dinlenme zamanıdır zeytin için. Bir nevi lohusa dönemi gibi. Bu dönemde çok soğuk olursa üşür ama +7 derecenin üzeri de iyi gelmez, bu kez da zeytin uyumaz, çalışır, çiçek açar. Her zeytinin bu dönemde dinlenme süresi farklıdır. Tıpkı biz insanlar gibi. Peki biz kendimize her zaman bu kadar nezaketli veya özenli miyiz? Ben her zaman olamıyorum, bunun farkındayım. Ama zeytin bana, kendime daha iyi bakmayı, dinlenmeyi ve sonra tekrar yeşermeyi öğretiyor.
İlk bahar hazırlık ve uyanışla başlar. Mart-Nisan itibariyle yeni filizler verir, tomurcuklar patlar. Zeytin için ilkbahar yağmurları çok önemlidir. Bu dönemde beslenir. Yağışlar az olursa meyveleri etkilenir, ilave sulama ister.
Bahar aylarında zeytin, geçen yıl başına ne felaket geldiyse “hepsi geride kaldı” dermişçesine yeni bir enerjiye kavuşur. Yansa bile. Köyde geçen yıl haziranda yanan zeytin ağaçlarının bu yıl yeşil yapraklar vererek hayata yeniden nasıl tutunduğuna şahit oldum.
Peki ya zeytinin bu “pes etmeme” hali, bize ne öğretiyor dersiniz? Kendi hayatımızda karşılaştığımız zorluklara karşı onun gibi direnebiliyor muyuz?
Zeytin ağacı... Doğanın bize sunduğu bu eşsiz hazine, sadece sofralarımızı değil, ruhumuzu da besliyor. Onun direnişi, yeniden doğuşu ve cömertliği, yaşamın ta kendisi. Belki de şimdi ihtiyacımız olan tek şey, bir zeytin ağacının sabrını ve yılmazlığını kendi içimizde keşfetmektir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?